ne kadar çok şeyi bekliyorum. şu 9342 günlük dünyamda ömrümü beklemekle mi geçirdim ne yaptım acaba diye sorguluyorum da sorguluyorum.
beklerim ömrüm boyu
çay olmuş pek koyu
tam da dokuz aylığım
anne niye böyleyim
via pasif-agresif
Ben bir küçük hamsiyim. Ya da muşmula.
ne kadar çok şeyi bekliyorum. şu 9342 günlük dünyamda ömrümü beklemekle mi geçirdim ne yaptım acaba diye sorguluyorum da sorguluyorum.
beklerim ömrüm boyu
çay olmuş pek koyu
tam da dokuz aylığım
anne niye böyleyim
via pasif-agresif
26 yıllık bir nergis olmaya birkaç ay kala hapşu kelimesinin sözlükte yer aldığını yeni öğrendiğimi, üzülerek ve gizliden gizliye çok güvendiğim dilbilgisi bilgimden bir parça eksilterek itiraf ediyorum. yazık olsun bana.
çok mülayim ve kurallara bağlıyım, kimileri tarafından sıkıcı olarak bile nitelendirilebilirim. ama benim de canım var, ben de insanım, ben de asi olabilirim. tuvalet kağıdını klozete atmama uyarılarını asla dikkate almam, inadına atarım.
Tam 7 yıl 10 ay 14 gün önce Sex and The City’nin final bölümünde Carrie’nin Aleksandr Petrovsky’e söylediği şu sözleri hatırlatmak istedim gece gece. Şöyle diyordu biricik Carrie’ciğimiz:
“I am someone who is looking for love. Real love. Ridiculous, inconvenient, consuming, can’t-live-without-each-other love. “
Hemen birkaç dakika sonrasında da Big’le kavuşup gözlerimizi sulandıran dakikalar yaşatıyordu bizlere. 2874 günün ardından tekrar hatırlatmak istedim ben de işte. Kim olduğumuzu ve ne istediğimizi bilelim istedim öyle kendimce.
manyaklık derecenizi sınamak istiyorsanız sizi düelloya davet ediyorum.
soruyorum:
bir insan evladı kredi kartı sliplerini maksimum kaç gün, ay, yıl saklayabilir?
cevap veriyorum:
ay veremiyorum, utanıyorum.
ben birkaç diyeyim, birkaçın hangi sayıya tekabül edeceği ve zaman dilimlerinden hangisini seçeceğiniz sizin hayal gücünüze kalsın.
(e kesin bilgi vermeyince bu bir düello olmaktan çıkmadı mı şimdi yani nergisciğim?)
yaklaşık 20 yıldır süren araştırmalarım sonucu ıssız adaya düşersem yanıma alacağım üç şeyden birinin ne olduğuna kesin karar vermiş bulunmaktayım: saç kremi. diğer ikisinin ne olacağıyla ilgili çalışmalarım hala devam etmekte, kesin bir karar vermeden olasılıkları buradan açıklayıp sizleri yanıltmak istemem tabii ki.
şiddet yanlısı bir insan olup olmadığıma karar veremiyorum. çok barışcıl, sevgi dolu, canısı bir insan gibi gözüksem de bazılarının bazı zamanlar en azından bir tokadı gerçekten hak ettiğine inanıyorum. peki ben atıyor muyum? hayır! niçin? bence şiddet kişiye özel olmalıdır. benim şiddetim şekersiz çay içen birinin çayına sekiz şeker atarak bunu ona zorla içirmek olmalıdır. benim şiddetim bir saat içinde toplantısına yetişmek zorunda olan birini düz vites arabayla dört saat trafikte bırakmak olmalıdır. ayağının her santimetresini vuran bir ayakkkabıyla trekkinge gitmeye zorlamak olmalıdır. etrafta binlerce çeşit nahoş kokunun bulunduğu bir toplu taşıma aracıyla üç saat seyahat ettirmek olmalıdır. öyle işte yani.
via karadeligedustum
çantamdaki peçete ve ıslak mendilleri gün içinde pislenen ellerimi veya akan burnumu silmek için taşıdığımı mı sanıyorsunuz? yanılıyorsunuz. şimdi affınıza sığınarak çok tiksinç olacağım ama bunun nedenini açıklamak zorundayım. madem konuyu açtım kapamak zorundayım.
toplu taşıma araçlarının camlarındaki kafa izleri.
tiksiniyorum, tiksinmeden edemiyorum, tiksintisiz bir yolculuk geçirmek istiyorum. çevremdeki garipseyen bakışlara aldırmadan çantamdan çıkardığım ıslak mendille önce camı temizliyorum, ardından da kuruluyorum. sonra da görevimi başarıyla yerine getirmenin verdiği mutlulukla yolculuğuma devam ediyorum. bu arada pis peçete çöplerini de çantama koyduğumu sanmayın aman ha, akşam otobüsü temizleyecek olan şöfor amcadan içimden özür dileyip gayet koltuğun kenarına sıkıştırıyorum. o kadarını da düşünemeyeceğim artık.
Ben de istemez miydim sualtı dünyasının bizlere sunduğu binlerce sürprizi keşfetmeyi? Ben de istemez miydim çıktığım tekne turlarında gözüme deniz gözlüğümü takıp denizin dibine dibine doğru gidip balıkları takip etmeyi? Ben de istemez miydim kızgın kumlardan derin sulara sahildeki iskelenin merdivenlerini kullanarak değil de balıklama atlayarak girmeyi?
Cevap veriyorum:
İstemezdim.
via ibick
saçmalayıcı kimliğimi bir kenara bırakıp ara sıra duygularıma yenik düşersem beni mazur görün dostlar. aşk için çarpmaya programlanmış gönüller aşkı unutmaya yüz tutunca böyle gelgitler kaçınılmaz oluyor.
tok evin aç kedisi aferinin delisi ben seni nazlatamam diye bir şarkı yazmıştım. sonra bana nazlatmak nedir, biz anlayamıyoruz, kafanızdan kelime türetmeyin dediler, üzüldüm, kırıldım, belli etmedim.
sonra yine bir gün, bulunur yenileri ağır takılır biri ben seni paslatamam dedim. bu seferde paslatmak sorun oldu. işte o gün bugündür şarkı sözü yazmayı bıraktım, güfte alemine küstüm.
Böyle durmak benim için neredeyse ölüme eş değer olduğundan boy uzatma kursunu bırakmış bir insanım ben.
Evet böyle bir şey vardı, boy uzatma kursu…
via doldur
en hayran olduğum insan tiplerinin başında,
1- az uykuyla yetinen insanlar,
2- tül ve perdeyi düşünmeden evde rahat rahat dolaşan insanlar gelir.
oysa ki ben sanki evde 24 saat çıplak dolaşıyormuşcasına tülün ya da perdenin açık olduğu bir an bile düşünemiyorum. gerilim filmlerinin bana verdiği yetkiye dayanarak insanların bir dürbün uzağımda olabileceği ihtimaliyle mahremiyetime saygı please diyorum.
via doldur
yaşlandım artık merdivenleri çıkarken zorlanıyorum, 253. kattan 18. kata taşınayım diyorum.
via winca